27 Temmuz 2011

Denemeler İki - Kapalı


Hayalleri vardı onunda.Yapmak,gerçekleştirmek istedikleri.-Kendi içinde-Dingin ve sakin bir yaşam seçmişti istanbul kaosunun ortasında.Yaşı 30’u geçmiş ama hayır 40 değildi.Bekardı ve çalışıyordu.Muhafazakar bir yapısı vardı ailesinin zaten öyle büyümüştü.ilkokula ortaokula ve liseye gitmemiş dışarıdan vermişti hepsini.Sonra işletme okudu Selçuk’da sonrada çalışmaya başladı işte 10 yıldır bu şirketteydi ve her şey kontrolündeydi aslında her şey kontrolünde olabilirdi,eğer biraz daha girişken olsaydı.Öğrenmekten hoşlanıyor,ve devamlı dinliyordusöylediğin anlattığın her şeyi kesmeden seni susturmadan ve sorgulamadan.Büyük bir sessizlikle.

Gece gibi sessiz dururken nefes alıp almadığı konusunda ihtilafa düşebilirdi insan.Çalışkan ve işini takip eden, çok konuşmayan disiplinli,alttan alan,tartışmayan öfkesi varsa bile bunu susarak veya tek bir kelimeyle özetleyerek ve kızgınlığını, hiçbir şey yapmayarak ve susarak yüzüne çarpan bu insanla buradan evlendiği için ayrılan kızın yerine işe başladığımda tanıştım.

En başta biraz kibir biraz ego veya acaba yabancıladı mı beni düşüncelerini taşırken sonradan çok yumuşak mizaçlı ve utangaç olduğunu fark ettim.Sırf bu yüzden suskunluğundan dolayı iletişimimizin kesildiğini düşündüm hep.Ben anlatıyordum ben konuşuyordum sadece dinliyor ve gülüyor yahut evet duymuştum aa evet okumuştum diyor ayrıntıya girmiyordu.

Onun sıkcıcı olduğunu düşündüm sonra.Sıkıcı evet.Kesinlikle.Konuşmuyor ve içini açmıyordu konuşturmaya çalıştığımda kesiliyordu birde bakıyordum ki sadece ben konuşuyorum içten içe benle muhattap olmak istemiyor diye düşündüm ne olarak görüyordu beni yeni ve tecrübesiz eleman olarak mı ? Hayır.

Sonra onun böyle bir derdinin olmadığını ve benle uğraşmadığını fark ettim.Çünkü o sakin bir suda ilerleyen kayık gibiydi ve ne hızlanmak ne durmak için küreklere uzanacak değildi.Aksine içinde yol aldığı nehrin kenarına duvarlar örüyordu her geçen gün sessizliğiyle ve gülen yüzüyle.....Asla kavgayla değil.

Ama ben onun,içerlerinde artık çok derinlerde kalmış bir gençlik ve bir coşku havası olduğunu görüyordum.Fakat dışarı çıkmaya çalışmıyordu hiç.Ama görüyordum biliyordum bir şeylerin birilerinin özgürlüğüne kavuşması lazımdı artık nefes almalıydı.İçindeki coşkuyu veya yaşam sevincini özgür bırakmalıydı bunu nasıl yapabilirdi.Hayat geçiyordu zaman ilerliyordu.Süre azalıyordu.Neden böyleydi.Hayata hep uzaktan bakmak zorunda mı kalmıştı.Ne yaşamış ve ne geçirmişti.Ağır travmatik bir hasta gibi dolanmasının sebebi neydi.

Ne tür müzik dinlersin ? dedim. bi kez “yani bilmem dinlemem müzik” dedi. Bir şey demedim İnsan nasıl müzik dinlemez en azından kulağına gelen hoşuna giden ah tınısıda pek güzelmiş dediğin bişey yok mu diyemedim..Bir gün ben müzik dinlerken “O parçayı bana yollar mısın çok seviyorum bunu bir yarışmada söylemişlerdi” dedi.Ferhat Göçer’in Yastayım şarkısını dinliyordum.Telefonuna gönderdim parçayı ama hiç dinlediğini duymadım.

“Tv izler misin” dedim hayır dedi “hoş bende izlemiyorum” dedim gülüştük.Peki ne okuyorsun dedim “Fırsat bulamıyorum “ dedi.Nasıl iyani bende çalışıyorum aynı zamanda evliyim benim evimde uzak ama ben fırsat buluyorum diyemedim.

Az hayata karış diyemedim.

Esen rüzgarın düşürebileceği bir vazo gibi zayıf,ince,kırılgan duruyordu.Ve ben o pencereyi açıp rüzgarı içeri almadım.

.....

“Günde 6 öğün yapıyorum kilo vermem lazm” dedim .Güldü “veririsin inşallah” dedi.İşte yine,ben onun hiç yemek yediğini görmedim.Bazen bir dilim ekmek yiyor ve melisa çayı içiyordu.yemeklerden konuştuk yemek yapmayı çok severim” dedi.”Öyle mi ? bende çok severim neler yapıyorsun “ dedim baya sohbet ettik çok başarılı bir sohbetti ve cidden ilk kez o zaman sohbet ettik... Kesik ve kopuk bir ilişkimiz vardı.Akşama kadar aynı ofiste çalışıyorduk ben anlatmaktan yoruluyordum o dinlemekten bıkmıyordu ve ben susunca çöken sessizliği bozmuyordu hiç.

Şimdi başını masaya koymuş boğazdan geçen gemileri izlerken yazıyorum bunları.Geçip giden gemiler gibi geçiyor hayat.Ve evet.Geri gelmeyecek.

Ayşe D.

-Ahmet Altan’dan bir pasajla bitirmek istiyorum.”bostan dolabının yanındaki, suları bana kahverengi gözüken, o küçük ve eskimiş havuzdaki solgun ve kederli nilüferlere gidip bakardım çocukken, babam, onların kökleri olmadığını anlatmıştı bana. neden bu çiçekleri hep bir şeylere benzetmek için kullandıklarını ancak büyüyünce anladım. yalnızca bu çiçekler, hep bir yerlere gidecekmiş gibi azade ve özgür oluyorlar ama küçük bir havuzun içinde bir yere gitmeden yaşıyorlardı. hayat da böyle bir şeydi benim için; hep bir yerlere gidecek gibi duran, yalnız ve bir yere gitmeyen bir çiçek. bütün bir hayatın özeti buydu.
bende bir yere bağlanmadım ve bir yere gitmedim; öyle solgun nilüfer gibi bir havuzun içinde yalnız başına durdum, köklerimi salamadım, ne, olduğum yere sağlamca yerleştim, ne, başka diyarlara kaçabildim. bana bakanlar, beni seyredenler, beni sevenler oldu ama kimse yakasına takmadı beni, kimse odasına koymadı, kimse beni sulayıp büyütmek için uğraşmadı. onlara ihtiyacım olmadığını, havuzumda tek başıma yüzebileceğimi düşündüler. ben de bu yüzden; kederi, yalnızlığı, kirlenmeyi öğrendim ve hayata benzedim.
ne garip başka bir şey de olmak istemedim, beni beğenmeleri yetti bana.."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz Kaydedildi Gözden Geçirildikten Sonra Yayınlanacak Teşekkürler :)